Yaratılış Destanı
Metin, yazarı belli olmamakla birlikte, bir akelf destanıdır. Destanın bir kişinin eseri olmaktan çok, yüzyıllardır sözle yayılan dizelerin kağıda aktarılmış hali olduğu akla daha yatkındır. Özgün hali akelf dilinde olan metin 269 mısradan oluşmaktadır ve YD*'den sonra birinci ya da ikinci yüzyılda yazıldığı düşünülmektedir.
Destanın içeriğine bakıldığında genel inançlar üzerinde bolca verinin bulunduğunu söylemek doğru olur. Zaten konu itibariyle yaratılışı işlediğinden bir nevi kutsal metin olarak da ele alınabilir. İçeriğini sırayla belirtecek olursak girişte tek tanrı Olgan'dan bahsedilir, sonra Kuş'un yaratılışı ve evrenin oluşumu, Efendilerin yaratılışı ve Yuva'nın örgüsü, daha sonra ise soyların kökeni ve doğuşu gelir. Ayrıntıda ise Tarpag ile Efendiler arasındaki savaş, bitkilerin ve hayvanların doğuşu ve dünya üzerindeki lanet vurgulanır.
KD üzerindeki en eski metinlerden biri olarak kabul edildiğinden çoğu olay ya da durumun nedeni bu metinde anlatılanlara dayandırılmaktadır. Akelflerin üzerinde oldukça büyük etkilerinin görüldüğü bu metin aynı zamanda büyük dinlerin de en büyük kaynak yazıtlarından biridir. Çoğu bölgede kutsal bir metin olarak görülür. Çoğu kam tarafından şifa veren sözler olarak da söylenir.
Metinde ayrıca Üç Efendiler'den bahseder. Bunlar genel olarak KD üzerinde iyi (Su Efendisi), kötü (Ateş Efendisi) ve denge (Kristal Efendisi)'yi simgeleyen yüce yaratıklar olarak görülürler. Bu ayrım zamanla yayılmış ve daha da güçlenmiştir. Sonuçtaysa üç ayrı mezhep doğmuştur. Hatta bu mezheplerin aşırıya kaçanları Üç Efendilerden inandıklarını, tanrı olarak görmüşler ve doğrudan ona tapınmayı tercih etmişlerdir. Diğerlerini ise kendilerine düşman olarak seçmişlerdir. Bunlara en iyi örnek Odgûllardır. Bu durum, metinde odgûllardan "lanetlenen soy" olarak bahsedilmesiyle de pekişince, Akelfler (ve genel olarak diğer ırklar) tarafından dışlanmalarına yol açmıştır.
Odgûllar genel inanış olarak birgün Ateş Efendisi'nin gelip kendilerini kurtaracağını ve eski mutlu günlerine döneceklerine inanırlar. Ateş Efendisi'nin geri gelmesiyle karlar tamamıyla yok olacak ve sıcak günler geri gelecektir. Böylelikle odgûllar tüm Kyra üzerinde hüküm süreceklerdir.
Yine bu düşünceden doğan bir başka mezhep ise Bekleyenler'dir. Bunlar odgûllar gibi birgün sıcak günlerin geri geleceğine inanmalarına karşın, diğer mezheplere karşı bir kin beslememekte ve birgün Kyra üzerinden lanetin kalkacağına, güzel günlerin geri geleceğine inanmakta ve bunun için ibadet etmektedirler.
Yaratılış Destanı'nı temel alan bir başka topluluk ise Yıldızserpen Şövalyeleri'dir. Bu topluluk evrenin yaratılmasının sebebi olarak Kuş'u görürler ve ona gönülden bir bağlılık beslerler. Bu yüzden Yıldızserpen Şövalyeleri arasında Hargad (Yaratılış'a göre KUş'un şimdiki yuvası) ve kartallar (çünkü destanda Kuş, bir kartal olarak anlatılır) kutsal sayılır.
Yaratılış Destanı'nın KD halkları üzerindeki etkisi oldukça fazla olmasına karşın şimdilik bunları belirtmek yeterli olacaktır. Zamanla daha detaylı bilgiler yayınlanacak.
Yaratılış
İlk O vardı,
Zamanın ve mekanın ötesinde,
Herşeyden önce Kara Boşluk'un içinde
Yerin ve Gök'ün sahibi ve yaratıcısı olan,
Üç Hizmetkarlar'ın efendisi; Olgan.
Ve elinde altın gibi parıldayan asası,
Gökte asılı duranın,
Yerde oturanın hayat kaynağı.
(Elindeydi asa bilinmeyen zamandan beri.)
Ucundaydı asanın, karanlığı aydınlatan kristal,
Aydınlattı yalnızca boşluğu bilinmeyen zamanlar
Ta ki Yıldız Serpen boşluğa salınana kadar.
Sonra Olgan sıkıldı tanrısal yalnızlığından
Boşluğa bakınıp da kimseyi bulamamaktan.
O anda üfledi asanın parlak ışığından,
Ak Başlı Kartal doğdu bu kutsal yaratılıştan.
Kuş ilk yaratılandı,
O kutsal asanın ışığından ilk hayat bulandı.
Kıldı Yaratan, kuşun tüylerini ışıldayan altından,
Saldı Ak Kuşu uçuşuna, avuçlarının arasından.
Uçtu uçtu Kuş uçtu, boşluğun içine kaçtı,
Çırptı kanadını çırptı, uçtukça yıldız saçtı.
Yıldız Serpen özünü yaydıkça bitmez yorgana
Kara Yorgan bezendi sayısız titreyen yıldızlara.
Donandı tüm boşluk tanrısal ışıklarla.
Böylece doğdu gökte parlayan yıldızlar,
Ta ki, uçtukça uçan Ak Başlı Kartal
Yorulup bir tünek arayana kadar.
İlk Yaratılan vardı Olgan'ın huzuruna,
Konacak bir yuva istedi yorulan kanadına.
Olgan sundu Yıldız Serpen'e ilkin kuzey yıldızını,
O ki, aydınlatırdı durmaksızın etrafını,
O ki, bastırırdı gökte parlayan ışıkları,
Ontar'dı onun adı.
Ne tüneyeni vardı üzerine
Ne de koruyup kollayanı.
Yaratılmıştı Yildız Serpen doğarken, asanın ışığından,
Saçılmış, parlamıştı Olgan'ın nefesinden.
Ama Kuş naz etti, beğenmedi,
İstemem o ışık, benim özümdendir, dedi.
Sonra Olgan düşündü ve o anda oluştu
Üç Hizmetkarlar,
Kuş bu işe şaştı.
Kristal, Su ve Ateş,
Ne zayıf idiler birbirlerinden, ne de eş,
Ne canlıydılar ne de leş.
Hem Hizmetkardılar hem de Efendi,
Yaptılar hemen, kendilerine ne yap dendi.
Olgan hizmetkarlara buyurdu, Yapın dedi yuvayı,
Sunun dedi Kuş'a bir tünekle, bu parıldayan ovayı.
Üçü de girişti Kuş'a yuva yapmak için kusursuz,
Üçünün de gücü vardır, akıl almaz, sınırsız.
Önce Su girişti yaptı koca bir göl,
Sonra Kristal girişti, kıldı parlak bir taş,
Ve sonra Ateş yaptı cayırdayan bir ateş.
Olgan gördü bu kargaşayı, zihinlerine konuştu:
Yapın dedi bir yuva size bahşedilenlerle,
Dokuyun dedi bir yuva, her işi gören ellerle.
Efendiler kurdular tezgahı boşluğun tam ortasına,
Tezgah öyle kocamandı ki eriyordu sonu karanlığın dibine,
Değiyordu tepesi karanlığın ucuna.
Hizmetkarlar girişti, başladılar bir kumaş dokumaya
Onunla Yuva'yı kurup, Kuş'u mutlu kılmaya.
Bu kumaşa sonraları Tarpag dendi,
Kimse bilmez bu adı nerden, neden aldı.
Uzun zaman dokudular Yuva'yı, içten dışa işlediler,
Her biri kendinden kattı da Tarpag'ı güzelleştirdiler.
Su Efendisi nice pınarlar dizdi bu kumaşın altına,
Ateş Efendisi nice alevler saçtı Tarpag'ın bağrına.
Kristal Efendisi de bolca dizdi maden damarlarını.
Sonra Efendiler Ak Başlı Kartal'a vardılar,
İsteyince tüyünü, Kuş verecek sandılar.
Ondan bir tüy istediler dokumak için Yuva'yı,
Güzelleştirmek için Tarpag'ı.
Ama Kuş vermedi güzel parlak tüyünden,
Gidip toplayın dedi boşluğun ta ötesinden.
Saçtım dedi tüyümü boşluğun her yerine
Olgan gelse veremem tüyümden kimselere.
Efendiler vardı boşluğun en ucuna,
Getirdiler altını hep beraber Yuva'ya
Dokudular Tarpag'ı en parlak altınlarla.
Artık Yuva her çeşit zenginlikle bezeliydi,
Efendiler Kuş için bu Yuva'yı hazır etmişti.
Ama Tarpag birden dile geldi:
Üzerime istemem kimseyi dedi.
Söyledi: Kuş'un tüyünden can aldım.
Orada uzun zaman öylece kalakaldım.
Tarpag büyüdü gelişti, yüzünde tüyleri çıktı,
Tüylerinden ağaçlar, otlar, çiçekler açtı.
Efendilere baş kaldırdı, onlarla cenke tutuştu,
Efendilerin güçleri Tarpag'a karşı birleşti.
Çok uzun zaman cenk ettiler, yıktılar tezgahı,
Saçtılar nice altınları, kristalleri, ateşleri
Bilmeden oluşturuverdiler gökte asılı burçları.
Üç efendi Tarpag'ı yaraladı,
Tarpag'ın yaraları, kara kabuklar bağladı.
Kabuklardan oluştu sıralı yüce dağlar.
Ama Tarpag yiğit savaşçıydı, yılmadı,
Vuruştukça vuruştu, yeni yaralar aldı.
İçindeki sular dışa taştı;
Okyanuslar, denizler, nehirler, göller doğdu,
Bağrındaki alev taştı, yanardağlar oluştu.
Yalnız madenler kaldı Tarpag'ın bedeninde saklı,
Ama Tarpag ölmedi: çünkü madenlerdi can damarı
Hayat kaynağı.
Efendiler Olgan'ın huzuruna vardılar,
Olan biteni anlatıp Yaratan'a dert yandılar.
Olgan Efendiler'i uzun zaman dinledi,
Avucunu açtı, ışığından bir tutam üfledi.
Işık solmaya başladı, tane şekle büründü,
Hepsi milyon taneydi, hepsi Yaratan'ın ürünüydü.
Olgan hepsini bir anda yok etti,
Efendileri Yuva'ya geri gönderdi.
Efendiler uzun yolculukla güzel Yuva'ya vardılar,
Yuva'da gördüklerini önce hayal sandılar.
Baktılar küçük yaratıklar dövmekte Tarpag'ı,
Herbirinin elinde bir çekiç ya kazma öldüresiye dövüyor,
Çıkarıyor parıldayan altını, sağlam demiri, kızıl bakırı.
Hiç biri yorulmuyor, durmaksızın çalışıyordu,
Her biri Tarpag'ın canından bir parça can alıyordu.
İşte o anda anladı Olgan'ın ışığını Efendiler,
Bu küçük adamlara, bu savaşçılara da cüce dediler.
Cüceler uzun süre Tarpag'ı deldiler,
İçine saklananı dışarıya serdiler.
Bir zaman sonra yok oldular,
Zamanları gelince yine doğacak idiler.
Sonunda Tarpag ölüydü, zararı yoktu kimselere,
Artık kolay bir işti Yuva'yı örmek Üç Efendiler'e.
Tarpag'ın cansız bedeni taşan nehirlere karıştı,
Madenden aldığı canla nice hayvan oluştu.
Kimi ormanları seçti yurt kendine,
Kimi yüce dağları, kimi mavi suları,
Kimi de yeraltını.
Ama Ateş Efendisi'nin içini bir kötülük sardı,
Tarpag'ın çocuklarını gördü, kıskandı,
Onların yurtlarına imrendi,
Kendisinden bir parça da Yuva'da kalsın istedi.
Yuva'yı dokurken ona gönülden bağlanmıştı,
Kuş'a bırakırken Yuva'yı, gönlü onunla kalmıştı.
Önce Tarpag'ın bedeninden çaldı,
Sonra kendi benliğinden kattı,
Ve Odgûlları yarattı.
Odgûlları güzel akıl sahibi yaptı,
Ama Olgan'ın gazabından korktuğundan
Yeraltında mağaralar oydu,
Odgûlları gizlice karanlık mağaralara koydu.
Çünkü asa sahibi Olgan'ın cezasından korkuyordu.
Sapkın Efendi odgûlları gizlediğini sandı,
Oysa kendi yalanına sadece kendi kandı.
Gel zaman git zaman, Yuva sonunda bitti,
Kuş'un yuvasında kalma zamanı geldi çattı.
Kuş yuvasına kondu saklı yaratılanları gördü,
Hepsi mağarlardan çıkmışlar,
Tarpag'ın çocuklarını yemişlerdi,
Sakallarını kesip devasa ateşler yakmışlardı
Tarpag'ın üzerinde,
Kendilerini izinsiz yaratan
Alevden Efendilerine.
O zamanlar odgûlun rahat yürüdüğü tek zamandı.
Kuş devasa ateşlerden irkilidi, Olgan'ın huzuruna vardı,
Yuva'da gördüklerini bir bir Yaratan'a anlattı.
Olgan Kuş'a buyurdu:
Sen; Ak Başlı Kartal, Yıldız Serpen,
Benim bunları bilmediğimi mi sanırsın?
Tüm bunlara üzülüp, aciz aklına aldanırsın.
Oysa ki ben herşeyi görenim!
Senin için Gelecek Karanlık'tan önce
Başka bir Yuva var ettim.
Şimdi çırp kanadını uç yeni yuvana
Gelecek Karanlık'ın bekçiliğini yap orada.
Böylece Hargad var edildi göğün bir ucunda,
Kuş tünesin diye, uçup uçup yorulunca.
Kuş'a yeni yurt oldu,Yuva kadar ihtişamlı,
Gümüş rengi parlardı,ondan bu adı aldı.
Sonra Olgan, sakındı asasını -Nargad'ı- Yuva'dan.
Uyarı olsundu bu Ateş Efendisi'ne,
Bir daha izinsiz yaratmasın, Olgan'a itaat etsin diye.
Tarpag'ın bedeni donmuş sularla kaplandı,
Dağların tepeleri iyice soğudu, buzlandı,
Yuva'nın etrafını soğuk rüzgarlar sardı,
Yağdı bereketli yağmur, karbeyaz kar yağdı,
Koca devin bedeni, beyaz kefeni kuşandı.
İşte Buzgöl o zaman dondu, bir daha çözülmedi,
Ne bir duyanı oldu bunun, ne de ben gördüm diyeni.
Yuva'daki ateşler söndü, odgûl mağaralara çekildi,
Çünkü onlar alevin çocuklarıydı, hepsi ateşi severdi.
Şimdi gören yok, ama odgûl eskiden Yuva'da gezerdi.
Olgan gördü, odgûl çekindi soğuktan,
Korktu başının üzerindeki dinmeyen karanlıktan.
Olgan kaldırdı sonsuz karanlığı Yuva'nın üzerinden,
Ama unutulmasın istedi varlığı hiç bir zaman,
Taktı Gün'ü Gece'nin peşine,hapsetti sonsuz döngü içine,
Ve dişi kurt Anakor'u saldı, Gün ve Gece'nin bekçiliğine.
Sonra topladı Olgan, Hizmetkarlarını huzurunda,
Hepsinin zihinlerine konuştu o anda:
Su, Ateş ve Kristal;
Siz ki Yuva Örenlersiniz,
Siz ki Üç Hizmetkarlarsınız!
Bilmez misiniz ben herşeyi bilenim?
Ateş hizmetkarı;
Sen, çocuklarına bir bak!
Hepsi karanlıktan korktular ve kaçıştılar!
Gücünün sınırını ve kaynağını bilmez misin?
Çocuklarının acizliğini görmez misin?
Yuva örgüsüdür üçünüzün,
Üstünde hakkı vardır tümünüzün.
Su ve Kristal;
Bilirim aklınızdan geçenleri,
Onun için uygun kıldım sahipsiz kalan Yuva'yı
Gelecek olan çocuklarınıza bir Yuva,
Ondandır kuşandırdım
Ak kefeni Tarpag'a.
Olgan süslenmiş göğü sundu Soy Yaratan Efendilere;
Güzel olsun diye yeni soylar, geçsin nesilden nesile.
Kristal Efendisi gökte ilkin Ontar'ı gördü, beğendi,
Ondan bir parça kopardı, bir parça özünden ekledi.
Bur tanrısal yaratılıştan karbeyaz Hran doğdu.
Bu soy zamanla üreyip koca bir krallık oldu.
Su Efendisi gökte ilkin Nargad'ı gördü, beğendi,
Onun o parlaklığı çocuklarınında olsun istedi.
Ama Nargad sahipsiz değildi,
Üzerinde Kuş tünemekteydi.
Efendi gitti Kuş'a vardı, dedi yuvanda gözüm kaldı,
Kopar bana bir parça dedi, yalvardıkça yalvardı.
Kuş sonunda ikna oldu, tüneğinden bir parça verdi.
Bu tanrısal yaratılışla Yuva'ya İnsan indi.
Ama Yuva'yı gözleyen Kuş insanları kıskandı,
Dedi Su Efendisi'ne: İnsanların kanında benim de payım vardı.
Katıver dedi, insanlara benim parlak tüyümden,
Yeni yaratılanlar güzel olsun dedi, diğerlerinden.
Su Efendisi uzun zaman uğraştı,
Sonra avucundakileri Yuva'ın üstüne saçtı.
Bu tanrısal yaratılıştan Elf soyları oluştu.
Kristal Efendisi bu elfsoyunu çok beğendi,
Bu yeni gelen çocuklar kendinin olsun istedi.
Gizlice aldı elfsoyundan iki yeni doğmuş bebeği
Biri erkek biri de dişi.
Onları Hran soyunun arasına gizledi.
Kaçırılanlar büyüdü, koca yetişkin oldu,
Yetişkin elf çiftine Naroan'da bir mağara oydu,
Mağara'nın en dibine o iki elfi koydu.
Sakın,dedi, çıkmayın bu mağaradan dışarı,
Ne bir kuş uçar buradan, ne de biri girer içeri.
Dışarda yıllar geçti, tomurcuk çiçek açtı,
Yavru görünen kartal, kanadını çırptı uçtu.
Üredi saklı çift yıllarca, üredikçe çoğaldı,
Başta büyüktü mağara, artık almaz oldu
Yeni doğan çocukları.
Adım attılar mağaradan dışarıya birer birer,
Ama artık hem daha iri, hem de griydiler.
Hiçbiri Efendinin beğendiği çocuklar değildiler.
Bu tanrısal yaratılışla ork adını aldılar,
Kollarının gücüyle tüm Yuva'da nam saldılar.
Başta bütün orklar iyiydi,
Ama onlar çalınmışlardı,hile kanlarında gizliydi.
Zamanı geldi ve orksoyu ikiye bölündü,
İyi olanlar Boz Orklardı ve kötülere Dağlılar dendi.
En sonunda cüceler Yuva'ya geri geldi.
Yeşil çimeni değil de kara Tarpag'ı sevdi.
Onlar ki Kutlu Soy'du,
Hepsi Olgan'ın çocuğuydu.
Ve böylece;
İndi Yuva'ya bütün ırklar yıldız dolu göklerden,
Üredikçe çoğaldı soylar bir dişi bir erkekten.
Gel zaman git zaman, baba sevdi oğlu-kızı, torunu
Hepsi devam ettirdi bağlı olduğu soyunu.